İçeriğe geç

AnalizOyun

Adminin Oynadığı En İyi Oyunlar

sufferwithme / Admin18 Ekim 20265 dk okuma

1. Batman: Arkham City

Benim için sinemada The Godfather, televizyonda Breaking Bad ve edebiyatta Yeraltından Notlar ne ise oyun dünyasında da Batman: Arkham City odur.

Öncelikle oyunun ses sistemi çok iyi; seslendirmeler çok kaliteli olmuş. Atmosfer muazzam; oyunu yaşıyormuş gibi hissetmiştim. Görevler çok iyi. Evet, görevler çok zevkli. Hikâye çok kaliteli. Oyun süresi kısa değil; ben yaklaşık 48 saatte bitirmiştim, tabii biraz yavaş bitirdim.

Oyundaki bilmeceler çok iyi; Riddler'ın bilmeceleri gerçekten harikaydı. Gerçek Batman bu işte. Nolan'ın Batman filmlerinin gerçek Batman ile alakası yok; gerçek Batman bu oyun.

Dövüş sistemi çok iyi; dövüşürken onlarca kombo yapabiliyorsunuz. Açık dünya oyunu: Oyunda gezebiliyor ve Gotham'ı keşfedebiliyorsunuz. Oynadığım açık dünya oyunları içerisinde en iyisi bu oyundu.

Oyun gerçekten çok kaliteli, muazzam, harika, estetik ve bir sanat eseri. Yapmışlar arkadaş oyunu!

2. L.A. Noire

Çok estetik ve film gibi bir hikâyeye sahip bir oyun. Oyunda 1940'ların Amerika'sındasınız. Diyaloglar çok iyi, ayrıntılar çok iyi düşünülmüş.

Bu oyunda bir dedektifsiniz ve olayları çözmeye çalışıyorsunuz. Kimin yalan, kimin doğru söylediğini yüz ifadelerinden, davranışlarından ve söylediklerindeki çelişkilerden anlayabiliyorsunuz. Oyunun seyri bu yalanları bulup bulamamanıza göre ilerliyor; davayı kaybetme ihtimaliniz var. Oyunda gerçek insanların yüz hatları kullanılmış; yüzler çok belirgin ve ayrıntılı.

Oyunun sonu da çok hüzünlü ve güzeldi. Böyle sonlara sahip oyunları seviyorum; bence her oyun, hikâyeyi taçlandıracak böyle sonlar yapmalı. Çok estetik, çok zevkli, hikâye odaklı, diyalogları güzel ve sonu tam istediğim gibi hüzünlü ve harika biten bir oyun.

3. SOMA

SOMA size ahlaki değerlerinizi sorgulatıyor. Bunu eşcinsellik, toplumların cinselliğe bakışı, zalimlik ya da saygısızlık üzerinden yapmıyor.

Bilinç, on yıllardır üzerinde çok düşündüğüm, sorguladığım, okuduğum ve araştırdığım bir konu. İnsana en çok acı veren şeylerden biri olduğunu keşfettim. Doğuştan yüksek bir bilince sahip insanın acı çekmesi kaçınılmazdır. Bilinciniz arttıkça olaylara, kişilere, hayata ve kavramlara dair algı seviyeniz artar; üzerlerinde daha çok düşünür ve kaçınılmaz olarak acı çekersiniz. Varoluş sancısı çeken insanlar ekseriyetle bilinçli insanlardır ve her şeyin daha çok farkındadırlar. Bilinç arttıkça insan kendini önemsiz hissetmeye, her şeyin nedenini bulmaya çalışır. Bir işi yapmakta bile zorlanır, çünkü işi yaparken o işin nedenini, sebebini ve sonuçlarını da düşünür. Bilinci düşük insan bir işi daha kolay yapar, çektiği acı azdır ve canı daha az sıkılır.

Dostoyevski geniş bir bilince sahip ve kitaplarında bilinci anlatan biri. Suç ve Ceza'da Raskolnikov geniş bir bilince sahip olduğu için kocakarıyı öldürdükten sonra vicdanı da onu öldürür. Geniş bir bilinç, insanı kaçınılmaz olarak derin bir vicdan sahibi yapar.

SOMA, insanın kendine en büyük "neden"leri sormasına sebep olan bilinç konusunu işler: Bir bilinci robota aktarmanın ne kadar ahlaki olduğunu. Çünkü bilinç, insanın acılarının ve hayatı sorgulamasının yegâne sebebidir. Farkında olmak ölümdür.

Oyunda bilincimizi aktardıktan sonra önceki bedenimizi terk edemedim; başında bekledim. Öldürmeye elim gitmedi ama onu orada öylece, sonsuza kadar yalnız bırakamazdım. Fişini çekmek zorunda kaldım. Orada, insan olmanın ne demek olduğunu düşündürttü bana. Sonra yaşayan tek insanı ziyaret ettiğimde o kadar mutlu oldum ki bir yandan da üzüldüm.

İnsanoğlu, kendi türünün yaşayabilmesi için canını verir bence. Savaşlar oluyor, birbirimizi öldürüyoruz, kimse birbirini sevmiyor; ama insanlık tehdit altında olduğunda, birbirini sevmeyen insanlık içgüdüsel olarak alarm vermeye başlıyor: "Yaşa, yaşat."

Oyun, başından sonuna kadar iki bilincin insanı yaşatmak için her türlü tehlikeyi göze almasını da anlatıyor. Bu bilinçler insan değil: Biri dijital ortamdaki bilinç Catherine, diğeri bizim yönettiğimiz karakter Simon. Oyunda, bilinç aktarılmış yaralı robotlar bile acı çekiyor. Yanlarına gidip fişlerini çekemiyorum; fişi çekmeye çalıştıkça bağırıyorlar.

Oyunun ortasında Simon'ın nişanlısının pencerenin dibinde belli belirsiz gösterilmesinin sebebi, insanlığın, sevginin ve değerlerin hatırlatılması. Simon bir insan değil ama insanlığın en önemli şeyine sahip: bilinç.

Oyunu 2017'de bitirdim ve ben, Simon gibi hâlâ orada, karanlıkta, yalnız ve umutsuzca bekliyorum.

Not: Buradan sonraki oyunların sıralaması önemli değil, çünkü hangi oyunu nereye koyacağımı bilemiyorum.

Max Payne (ilk oyun)

Üçüncü oyunu oynamadım; ilk ve ikinci oyunu oynadım. Çoğu insan ikinci oyunun ilkinden daha iyi olduğunu düşünüyor ama ben öyle düşünmüyorum.

O karanlık, kasvetli, yalnız atmosfer oyunda çok iyi verilmiş: Ölmüş bir bebek, ölmüş bir eş ve katledilmiş bir aile. Uyuşturucu dünyası, karanlık bir dünya. Oyun o kadar mistik, atmosferi o kadar karanlık ve felsefi bir yapıda ki kendinizi kaptırıyorsunuz. Mekânlar çok kendine özgü ve varoş. O varoşluğun içinde ana karakter, intikam için gelen adam; intikam için herkesi öldürüyor, her şeyi yapıyor.

Oyundaki sahneler ve diyaloglar sinematik düzlemde, fotoroman olarak veriliyor. Bu da hikâyeyi güçlendiriyor, mistisizmi artırıyor ve oyuncuyu dehşet bir kasvetin ve karanlığın içine sokuyor. Max'in evinin koridorlarında karısını ve çocuğunu aradığı sahneler çok iyiydi, fazlasıyla dramatikti. Bütün koşuşturma intikam için; bebeğinizi ve karınızı öldüren o adamı öldürmek için. Harika bir atmosferdi.

Far Cry 3

Bakın, bu harika bir oyun; tam istediğim gibi bir oyun yapmışlar. Oyun başından sonuna kadar sürükleyici, hikâyesi güzel. Açık dünya oyunu: Oyunda avlanıyorsunuz, avlanarak yeteneklerinizi geliştiriyorsunuz, yan görevler yapıp mekânları kendinize bağlıyorsunuz.

Bir görevde dikkatimi çeken şey şuydu: Mekânda bir kaplanı kafese koymuşlar. Kaplanı kafesten çıkarabiliyorsunuz ve kaplan oradaki düşmanlarınıza saldırıyor. Bu ayrıntıyı çok beğenmiştim. Oyunda bunun gibi ayrıntılar var; mesela bir mekâna girip poker oynayabiliyor, para kazanıyor ya da kaybediyordunuz. Bu bile zevkliydi benim için.

Açık dünya oyunu olduğu için her yeri gezebiliyorsunuz. Oyunun sonu da istediğim gibi bitti: Kurtar ya da öldür.

Fahrenheit (Indigo Prophecy)

Oyun çok karamsar. Başlarda çok sessiz olan oyunda kışın şiddeti arttıkça ses de artıyor ve ortam geriliyor. Senaryo bir kitaptan mı alıntı bilmiyorum ama oyunun yapımcısı çok iyi iş çıkarmış. Oyunu oynarken geriliyorsunuz; kahve içerken bile bir sessizlik, felsefi bir olgu söz konusu. Gerilim sekansları çok iyi verilmiş. Psikolojiyi bozacak cinsten, OKB ile alakalı sahneleri var. Açıkçası kitap gibi bir oyun oynamıştım.

The Walking Dead (1–5. bölümler)

Oyun gerçekten çok aksiyonlu, gerilimli ve hüzünlü. Zombilerle çevrili bir dünyada hayatta kalmaya çalışıyoruz. Oyunda seçimleri biz yapıyoruz; biz ne dersek o oluyor. Aslında olmuyor, burası palavra: Ölecek karakter, siz onu öldürmeseniz bile oyunun bir yerinde başka bir sebepten ölüyor. Fakat bu, oyunun çok iyi olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Aslında basit, düşük bütçeli bir oyun yapmışlar.

Oyunda sürekli bir hayatta kalma ve koruma içgüdüsü var. Kırklı yaşlarında bir karakteri oynuyoruz; asıl görevimiz hayatta kalıp zombilere yem olmamak ve on yaşlarında bir kız çocuğunu korumak. Kızla o kadar bağ kuruyoruz ki onu oyunda kendi kızınız gibi koruyorsunuz. Ona pek çok şey öğretiyor, ders veriyorsunuz. Birlikte geziyor, sohbet ediyorsunuz. Onu korumaktan mutlu oluyorsunuz. Oynadığımız karakter, "kötü" olmayan diğer karakterleri de korumaya çalışıyor.

Gerçekten aksiyonu ve gerilimi güzel, macera dolu, hüzünlü bir oyun serisi yapmışlar. Kuracağımız diyalogları da hareketlerimizi de biz belirliyoruz; bu yüzden diğer insanları da sahipleniyoruz. Bundan daha iyi bir hayatta kalma rol yapma oyunu çok azdır.

Diğer analizler

Bütün analizler →

Ölçüm çerezi, kabul edene kadar yazılmaz. Ayrıntı gizlilik sayfasında.

Gelişmiş arama