Charles Bronson Hakkında 75 İlginç Bilgi
Charles Bronson hakkında : kamera arkası, kariyer ayrıntıları ve az bilinen notlar.
Charles Bronson, Rusça, Litvanca ve Yunanca dillerini akıcı bir şekilde konuşabiliyordu. Bu çok dillilik, onun göçmen bir aileden gelmesinin ve dünyanın farklı yerlerinde yaşamış olmasının bir sonucuydu. Özellikle Litvanca, ailesinin ana diliydi ve Bronson bu dili çocukluğundan beri biliyordu. Yunancayı ise sonradan öğrenmiş ve bu dilde de rahatça iletişim kurabilmiştir.
Bronson, ünlü film eleştirmeni Roger Ebert'e verdiği bir röportajda, II. Dünya Savaşı'na askere alınmasının hayatındaki en iyi şeylerden biri olduğunu söylemişti. Ona göre, ordu sayesinde hayatında ilk kez düzenli ve iyi beslenmiş, ayrıca temiz giysiler giymişti. Bu dönem aynı zamanda İngilizcesini geliştirmesi için de büyük bir fırsat olmuştu; çünkü o zamana kadar İngilizceyi tam olarak öğrenememişti.
1943 yılında ABD Ordusu'na katılan Bronson, Hava Kuvvetleri'ne atandı ve önce kamyon şoförü olarak görev yaptı. Daha sonra bombardıman uçağı kuyruk topçusu olarak eğitildi ve B-29 uçaklarında görev aldı. Pasifik cephesinde Guam, Tinian ve Saipan üslerinden 25 savaş görevine katıldı ve bu görevlerde aldığı yaralar nedeniyle Mor Kalp madalyası da dahil olmak üzere çeşitli nişanlarla ödüllendirildi.
Bronson'un babası, o daha 10 yaşındayken hayatını kaybetti. Ailesini geçindirmek zorunda kalan Bronson, 16 yaşında ağabeylerinin izinden giderek Pensilvanya'daki Scooptown kömür madenlerinde çalışmaya başladı. Ton başına 1 dolar kazandığı bu zorlu işte, daha yüksek ücret aldığı için tehlikeli görevlere gönüllü olarak talip oluyordu. Bu deneyim, onun ilerideki sert ve dayanıklı imajının temelini oluşturdu.
Charles Bronson, Hollywood tarihinin en büyük geç açan yıldızlarından biri olarak kabul edilir. Uzun yıllar boyunca yardımcı rollerde oynadıktan sonra, ancak 40'lı yaşlarının sonunda hak ettiği şöhrete kavuşabildi. 1974 yapımı 'Death Wish' filmi gösterime girdiğinde 53 yaşındaydı ve bu filmle birlikte artık bir aksiyon ikonu olarak anılmaya başlandı.
1990'larda, Bronson'u hiç tanımayan bir kadın, ona 1 milyon doların üzerinde değere sahip bir miras bıraktı. Kadının büyük bir hayranı olduğu anlaşıldı. Ancak kadının ailesi bu mirasa itiraz ederek dava açtı. Bronson, mahkeme dışında anlaşarak davayı sonuçlandırdı ve bu olay onun hayranlarıyla arasındaki özel bağı gözler önüne serdi.
Bronson, video ve lazerdisk gibi yeni medya formatlarının yükselişini fark eden ilk büyük yıldızlardan biriydi. Bu nedenle, tüm sözleşmelerine bu yeni formatlardan elde edilecek satış gelirlerinin de telif ücretlerine dahil edilmesi şartını koydurdu. Bu vizyoner yaklaşımı, onun sadece oyunculuk kariyerinde değil, iş anlayışında da ne kadar ileri görüşlü olduğunu gösteriyor.
Bill Murray, 2003 yapımı 'Lost in Translation' filmindeki karakterini Charles Bronson'dan esinlenerek canlandırdığını açıkladı. Murray, Bronson'un sessiz, içine kapanık ama bir o kadar da karizmatik duruşunu kendi performansına uyarladığını belirtti. Bu açıklama, Bronson'un sadece aksiyon filmlerinde değil, farklı türlerdeki oyuncular üzerinde de ne kadar etkili olduğunu gösteriyor.
1954 yılında 'Vera Cruz' filminin Meksika'daki çekimleri sırasında Bronson ve rol arkadaşı Ernest Borgnine, canlandırdıkları Amerikalı silahlı süvarilerin kostümleriyle atlarına binip yakındaki bir kasabaya sigara almaya gittiler. Yolda onları gören Meksikalı federal polisler, bu silahlı adamları haydut sanarak silah zoruyla durdurdu. Kimlikleri anlaşılana kadar yaşanan bu gergin an, iki oyuncunun set dışında da unutulmaz bir macera yaşamasına neden oldu.
Charles Bronson, oyunculuğun yanı sıra başarılı bir ressamdı. Kaliforniya'daki bir galeride, doğum adı Buchinsky ile eserlerini anonim olarak sergiledi ve iki hafta içinde tüm tabloları satıldı. Bu olay, onun sanatsal yönünün ne kadar güçlü olduğunu ve sadece bir aksiyon yıldızı olmadığını kanıtladı.
Bronson, 12 Ekim 1980'de Hollywood Walk of Fame'de yıldızını aldı. Törene eşi Jill Ireland ile birlikte katılan Bronson, bu onuru kariyerinin zirvesinde yaşadı. Bu yıldız, onun sinema dünyasına yaptığı katkıların kalıcı bir sembolü olarak bugün de Hollywood Bulvarı'nda yerini koruyor.
Bronson, John Wayne Kanser Enstitüsü için fon toplama çalışmalarında aktif olarak yer aldı. Kendisi de hayatının son dönemlerinde sağlık sorunlarıyla mücadele etmesine rağmen, kanser araştırmalarına destek olmayı ihmal etmedi. Bu yardımseverliği, onun sadece ekrandaki sert adam imajının ötesinde duyarlı bir insan olduğunu gösteriyor.
Bronson, 1985 yılında The Washington Post'a verdiği röportajda, Roma'da birinin böğrüne silah dayadığı bir anısını anlattı. Bozuk İngilizceyle para isteyen soyguncuya, 'Parayı sen BANA ver.' diyerek karşılık verdiğini ve soyguncunun da dönüp gittiğini söyledi. Bu olay, onun ekrandaki sert karakterinin gerçek hayatta da ne kadar cesur olduğunu gösteren çarpıcı bir örnekti.
Bronson, setlerde genellikle sessiz ve içine kapanık biri olarak bilinirdi. Çekimler sırasında bir köşede oturur, yönetmenin talimatlarını dinler ve kameralar çalışana kadar neredeyse hiç konuşmazdı. Ancak 'Telefon' filminde birlikte çalıştığı Don Siegel ve 'Breakheart Pass' filminde çalıştığı Tom Gries, Bronson'un sete ne kadar hazırlıklı geldiğini görünce şaşırdıklarını belirttiler. Bu durum, onun rahat ve umursamaz görünen imajının altında ne kadar titiz bir profesyonel olduğunu ortaya koyuyor.
Bronson, 1978 yapımı 'Superman' filminde Christopher Reeve'in canlandırdığı başrol için deneme çekimi yaptı ve senaryoyu okudu. Ancak yapımcılar, daha genç ve daha az bilinen bir oyuncuyu tercih ederek Reeve'i seçtiler. Bronson'un bu rol için düşünülmesi, onun o dönemde ne kadar geniş bir yelpazede değerlendirildiğini gösteriyor.
Ünlü yönetmen John Huston, Charles Bronson'u 'pimi çekilmiş bir el bombası' olarak tanımlamıştı. Bu benzetme, Bronson'un ekranda yarattığı patlamaya hazır, tehlikeli ve öngörülemez enerjiyi mükemmel bir şekilde özetliyor. Huston'un bu sözleri, Bronson'un oyunculuk tarzının ne kadar yoğun ve etkileyici olduğunu gösteren bir başka kanıt niteliğinde.
Sergio Leone, Bronson'u 'birlikte çalıştığım en büyük aktör' olarak nitelendirmişti. Leone, 'İsimsiz Adam' üçlemesi olarak bilinen filmlerin tamamı için Bronson'u istemiş, ancak Bronson her seferinde teklifi geri çevirmişti. 'Bir Avuç Dolar' filminin senaryosunu 'şimdiye kadar gördüğüm en kötü senaryo' olarak değerlendirip reddetmiş, 'Birkaç Dolar İçin' filmindeki Albay Mortimer rolüne ise ilgi duymamıştı. Bu kararlar, Bronson'un kariyerinde ne kadar seçici davrandığını ve kendi yolunu çizdiğini gösteriyor.
Bronson'un ailesi Litvanya kökenliydi ve babası kömür madencisiydi. Batı Pennsylvania'daki bir maden kasabasında büyüyen Bronson, ailesindeki diğer erkekler gibi madenlerde çalıştı ancak bu işten nefret ediyordu. Askerlik ve ardından oyunculuk, onun bu zorlu yaşamdan kaçış yolları oldu. Madencilikte kazandığı tünel açma ve yeraltında çalışma deneyimi, 1963 yapımı 'The Great Escape' filminde 'Tünel Kralı' lakaplı Danny rolünde işine yaradı.
Çocukluğu maddi zorluklar içinde geçen Bronson, yeni kıyafetler alacak parası olmadığı için sık sık ablasının eskimiş kıyafetlerini giymek zorunda kalıyordu. Bu durum, onun genç yaşta zorluklarla mücadele etmeyi öğrenmesine ve ilerideki disiplinli kişiliğinin şekillenmesine katkıda bulundu.
Quentin Tarantino'nun kült filmi 'Reservoir Dogs'ta 'Charles Bronson' ismi, sert ve acımasız bir adamı tanımlamak için sık sık telaffuz edilir. Bu gönderme, Bronson'un popüler kültürdeki 'sert adam' imajının ne kadar yerleşmiş olduğunu gösteriyor. Tarantino'nun bu saygı duruşu, Bronson'un aksiyon sinemasındaki efsanevi konumunu pekiştiriyor.
1950'lerin başında, McCarthy döneminin 'Kızıl Korku' atmosferi sırasında Bronson, menajerinin önerisiyle sahne adını değiştirdi. Menajeri, doğu Avrupa kökenli soyadı Buchinsky'nin komünizm karşıtı histeri nedeniyle kariyerine zarar verebileceğinden endişeleniyordu. Bu nedenle Bronson, daha sonra ikonikleşecek olan 'Charles Bronson' adını benimsedi.
Bronson, ikinci eşi Jill Ireland ile 1963 yapımı 'The Great Escape' filminin çekimleri sırasında tanıştı. Ireland o sırada ünlü oyuncu David McCallum ile evliydi ve McCallum, Bronson'u karısıyla tanıştıran kişi oldu. Bu tanışma, Bronson ve Ireland arasında başlayan ve uzun yıllar sürecek bir birlikteliğin başlangıcı oldu.
Bronson ve eşi Jill Ireland, 1983 yılında hayatını kaybeden Hilary Holden'in kızı Katrina'yı evlat edindiler. Katrina, daha sonra oyunculuk kariyerine devam etti ve Bronson soyadını aldı. Bu evlat edinme, Bronson'un aile hayatındaki şefkatli ve sorumlu yönünü gösteriyor.
Bronson, kariyerinin ilerleyen dönemlerinde rollerin kalitesinin ve çeşitliliğinin azalmasından dolayı özel olarak hayal kırıklığı yaşıyordu. 'Death Wish' filminin ticari başarısından sonra şiddet yanlısı bir kanun kaçağı olarak tiplendirilmişti. Kendi filmleri arasında en çok 1968 yapımı 'Once Upon a Time in the West'i sevdiğini belirtmişti.
Bronson, 1981 yapımı 'Escape from New York' filmindeki Snake Plissken rolü için düşünüldü. Ancak yönetmen John Carpenter, Bronson'un rol için çok yaşlı ve çok sert olduğunu düşünerek bu rolü Kurt Russell'a verdi. Bu karar, Bronson'un o dönemdeki imajının artık bazı yönetmenler tarafından nasıl algılandığını gösteriyor.
Bronson, Gene Hackman'ın başrol oynadığı 'The French Connection', 'Bite the Bullet' ve 'A Bridge Too Far' filmlerindeki roller için değerlendirildi. Ancak bu rollerin hiçbirinde sonuçta yer almadı. Bu durum, Bronson'un dönemin önemli yapımlarında ne kadar sık adı geçen bir oyuncu olduğunu gösteriyor.
Pennsylvania'da doğmuş olmasına rağmen Bronson'un ana dili Rusça ve Litvancaydı. Babası bir göçmendi ve annesi de göçmen bir ailenin kızıydı. Bu nedenle Bronson, İngilizceyi ancak II. Dünya Savaşı sırasında orduda hizmet ederken tam anlamıyla öğrenebildi. Bu durum, onun çok dilli bir ortamda büyüdüğünü ve İngilizceyi sonradan edindiğini gösteriyor.
Bronson'un sahne adının, Hollywood'daki Paramount Stüdyoları'nın kuzey girişinde bulunan 'Bronson Kapısı'ndan geldiği söylenir. Bu kapı, Bronson Bulvarı'nın üzerindedir ve adını bölgeden alır. Bu bilgi, Bronson'un isim seçiminin Hollywood'un ikonik mekanlarıyla bağlantılı olduğunu gösteriyor.
Robert Mitchum, 1968 yapımı 'Villa Rides' filminin çekimleri sırasında Bronson ile anlaşamadı. Mitchum daha sonra Bronson'un neden bu kadar ünlü olduğunu anlayamadığını söyledi. Bu açıklama, iki efsane oyuncu arasındaki kişisel ve profesyonel uyumsuzluğu gözler önüne seriyor.
Bronson'un kişisel silahı, Wildey .475 Magnum adlı büyük bir tabancaydı. Bu silahı 1985 yapımı 'Death Wish 3' filminde kullanılmasını önerdi. Bu detay, Bronson'un silahlara olan ilgisini ve filmlerindeki silah seçimlerine ne kadar dahil olduğunu gösteriyor.
Billy Crystal, Bronson'a 1991 yapımı 'City Slickers' filmindeki Curly rolünün teklif edildiğini, ancak Bronson'un karakterin ölmesi nedeniyle bu teklifi kaba bir şekilde reddettiğini iddia etti. Bu rolü üstlenen Jack Palance, performansıyla En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Oscar'ını kazandı. Bu olay, Bronson'un bazı rollerdeki seçimlerinin sonuçlarını gösteriyor.
Bronson, Vermont'taki West Windsor kasabasında bulunan çiftliğini otuz yıldan fazla bir süre evi olarak kullandı. Ölümünden sonra, Mount Ascutney'in eteklerindeki Brownsville Mezarlığı'na defnedildi. Bu bölge, onun hayatının son dönemlerinde huzur bulduğu yer oldu.
Bronson, yönetmen Michael Winner ile altı filmde birlikte çalıştı: 'Chato's Land', 'The Mechanic', 'The Stone Killer', 'Death Wish', 'Death Wish II' ve 'Death Wish 3'. Bu işbirliği, özellikle 'Death Wish' serisiyle Bronson'un kariyerinde önemli bir yer tutar. Winner'ın yönetmenliği, Bronson'un sert adam imajının pekişmesinde etkili oldu.
Bronson, 1988 yapımı 'Die Hard' filmindeki John McClane rolü için düşünüldü. Ancak o sırada The Cannon Group ile sözleşmesi vardı ve şirket onu başka bir yapım için kiralamayı reddetti. Bu rol, sonunda Bruce Willis'in kariyerinde dönüm noktası oldu. Bronson'un bu fırsatı kaçırması, onun kariyerindeki önemli bir 'ya olsaydı' senaryosudur.
Kariyerinin son dönemlerinde Bronson, ağırlıklı olarak yönetmen J. Lee Thompson ile çalıştı. 1977 ile 1989 yılları arasında on yılı aşkın bir sürede birlikte dokuz film yaptılar: '10 to Midnight', 'Cabo Blanco', 'Death Wish 4: The Crackdown', 'The Evil That Men Do', 'Kinjite: Forbidden Subjects', 'Messenger of Death', 'Murphy's Law', 'St. Ives' ve 'The White Buffalo'. Bu işbirliği, Bronson'un kariyerinin son dönemindeki en verimli ortaklıklardan biri oldu.
1949 yılında Kaliforniya'ya taşınan Bronson, Pasadena Playhouse'da oyunculuk dersleri almaya başladı. Bu eğitim, onun oyunculuk kariyerindeki dönüm noktalarından biri oldu. Pasadena Playhouse, o dönemde birçok ünlü oyuncunun yetiştiği prestijli bir kurumdu.
Bronson'un 30 Ağustos 2003'teki ölümüyle birlikte, 1960 yapımı 'The Magnificent Seven' filminde baş karakterlerden birini canlandıran oyunculardan hayatta kalan tek isim Robert Vaughn oldu. Vaughn da 11 Kasım 2016'da 83 yaşında hayatını kaybetti. Bu bilgi, Bronson'un yer aldığı bu kült filmin oyuncu kadrosunun zaman içinde nasıl tükendiğini gösteriyor.
Bronson, Gregory Peck'in başrol oynadığı 'Cape Fear' ve 'The Omen' filmlerindeki roller için düşünüldü. Ancak bu rollerin hiçbirinde sonuçta yer almadı. Bu durum, Bronson'un dönemin önemli yapımlarında ne kadar sık adı geçen bir oyuncu olduğunu gösteriyor.
Bronson, ölümünün ardından 48 milyon dolar değerinde bir miras bıraktı. Bu mirasın içinde Malibu'da 8 milyon dolarlık bir ev, 4,8 milyon dolarlık bir plaj evi ve Vermont'ta bir çiftlik bulunuyordu. Bu varlıklar, onun kariyeri boyunca elde ettiği maddi başarının bir göstergesiydi.
Bronson, nadiren röportaj verir ve kendi filmleri hakkında yorum yapmazdı. Ancak 'Death Wish 3' filminden duyduğu memnuniyetsizliği birkaç kez açıkça dile getirdi. Özellikle yönetmen Michael Winner'ın sette yokken figüranlarla son derece kanlı sahneler çektiğini öğrendiğinde çok sinirlendi. Bu durum, Bronson'un filmlerinin içeriği üzerinde ne kadar kontrol sahibi olmak istediğini gösteriyor.
Bronson, Ağustos 1998'de kalça protezi ameliyatı geçirdikten sonra oyunculuktan emekli oldu. Bu ameliyat, onun sağlık sorunlarının arttığı bir dönemde geldi ve kariyerinin sonunu getirdi. Emekliliğinin ardından Bronson, Vermont'taki çiftliğinde sakin bir yaşam sürdü.
Bronson, Rus'dan Kızılderili'ye, cani kötü adamdan ketum kahramana kadar çok çeşitli karakterleri canlandırabilen bir oyuncuydu. 53 yaşında 'Death Wish' filmiyle aniden yıldızlaştı ve bu başarının ardından intikamcı kentli bir kanun kaçağı rolünü neredeyse hiç değiştirmeden tekrarladı. Bu durum, onun kariyerinin son döneminde belirli bir tipe hapsolmasına neden oldu.
Bronson, 1969 yapımı 'The Wild Bunch' filminde Ernest Borgnine'in canlandırdığı rol için düşünüldü. Ancak bu rol sonunda Borgnine'e verildi. Bu bilgi, Bronson'un dönemin önemli western filmlerinde ne kadar sık adı geçen bir oyuncu olduğunu gösteriyor.
Bronson, başlangıçta 1986 yapımı 'The Delta Force' filminde Lee Marvin'in rolü için düşünüldü. Ancak bu rol Marvin'e verildi ve bu film Marvin'in kariyerindeki son film oldu. Bronson'un bu rolü oynamaması, Marvin'in sinemaya veda ettiği yapımın farklı bir oyuncuyla anılmasına neden oldu.
Bronson, kariyerinin son dönemlerinde yönetmen Sam Peckinpah'ın bir filminde oynaması teklif edildi, ancak bu teklifi reddetti. Gerekçesi olarak 'Sarhoşla çalışmam' dedi. Peckinpah'ın alkol sorunları biliniyordu ve Bronson'un bu tavrı, onun profesyonel standartlarına ne kadar önem verdiğini gösteriyor.
1940'larda Bronson, New York'ta bir pansiyonda ünlü oyuncu Jack Klugman ile aynı odayı paylaştı. Bu dönem, her iki oyuncunun da kariyerlerinin başında olduğu ve zorlu günler geçirdiği bir zamandı. Bu tesadüfi birliktelik, iki usta oyuncunun gençlik yıllarına dair ilginç bir anekdottur.
Bronson, 1943'te ABD Ordusu Hava Kuvvetleri'ne katıldı ve 760. Esnek Topçuluk Eğitim Filosu'nda görev yaptı. 1945'te Guam merkezli 39. Bombardıman Grubu'nun 61. Bombardıman Filosu'na bağlı bir B-29 Superfortress'te topçu olarak Japon ana adalarına karşı savaş görevlerine katıldı. 25 görev uçtu ve savaşta aldığı yaralar nedeniyle Mor Kalp madalyasıyla ödüllendirildi.
Ünlü oyun yazarı Tennessee Williams, 1975'te 'The Red Devil Battery Sign' adlı oyununda general rolü için Bronson'u istedi. Ancak Bronson bu teklife ilgi göstermedi. Bu olay, Bronson'un sadece sinema dünyasında değil, tiyatro çevrelerinde de takdir edilen bir oyuncu olduğunu gösteriyor.
Bronson, hayatının büyük bölümünde ağır bir sigara içicisiydi. Bu alışkanlığı, ilerleyen yaşlarında şiddetli kronik obstrüktif akciğer hastalığına (KOAH) yakalanmasına neden oldu. Sağlık sorunları, onun oyunculuk kariyerini sonlandırmasında da etkili oldu.
Bronson, 1994 yapımı 'Blown Away' filminde Jeff Bridges'in canlandırdığı rol için düşünüldü. Ancak bu rol sonunda Bridges'e verildi. Bu bilgi, Bronson'un kariyerinin son dönemlerinde bile önemli yapımlar için değerlendirildiğini gösteriyor.
Bronson, İngilizceyi ancak gençlik yıllarında öğrenebildi; ondan önce Litvanca ve Rusça konuşuyordu. Bu durum, onun göçmen bir aileden gelmesinin ve Amerikan toplumuna sonradan entegre olmasının bir sonucuydu. İngilizceyi öğrenmesi, oyunculuk kariyerinde ilerlemesi için de önemli bir adım oldu.
Bronson'un ilk eşiyle Tony ve Suzanne adında iki çocuğu oldu. Daha sonra, ilk kocası David McCallum'dan iki oğlu olan Jill Ireland ile evlendi. Evlat edinilen oğullarından Jason, 1989'da kazara aşırı doz uyuşturucu nedeniyle hayatını kaybetti. Bronson ve Ireland'ın Zuleika adında bir kızları oldu. Bu aile öyküsü, Bronson'un özel hayatındaki zorlukları ve kayıpları gözler önüne seriyor.
Bronson, Steve McQueen ve James Coburn ile birlikte iki filmde rol aldı: 'The Magnificent Seven' ve 'The Great Escape'. Her iki film de John Sturges tarafından yönetildi. Bu üçlü, 1960'ların en ikonik aksiyon filmlerinden bazılarında birlikte yer alarak sinema tarihine geçtiler.
Bronson, uzun süreli menajeri Paul Kohner ile ilk anlaştığında, onu yıldız yaparsa kendisine bir Rolls-Royce alacağına dair söz verdi. Bronson büyük bir başarı elde ettiğinde, sözünü tutarak Kohner'ın evine yepyeni bir Rolls-Royce teslim etti. Bu olay, Bronson'un vefakarlığını ve sözüne bağlılığını gösteren güzel bir anekdottur.
Bronson'un Avrupa'da, özellikle Litvanya ve Yunanistan'da evleri vardı. Bu evler, onun köklerine olan bağlılığını ve Avrupa'ya olan sevgisini yansıtıyordu. Bronson, hayatının son dönemlerinde bu evlerde vakit geçirmeyi seviyordu.
Japon manga sanatçısı Buronson, 'Fist of the Northstar' adlı ünlü mangasıyla tanınır. Gerçek adı Yoshiyuki Okamura olan sanatçı, bu takma adı Charles Bronson'un onuruna seçti ve aynı zamanda Bronson'a benzer bir bıyık bırakıyor. Bu durum, Bronson'un uluslararası popüler kültür üzerindeki etkisini gösteriyor.
Bronson, son derece utangaç ve özel bir adam olarak biliniyordu. Röportaj yapmaktan nefret eder ve kişisel bilgilerini paylaşmaktan hoşlanmazdı. Bu özelliği, onun ekrandaki sert imajının aksine, gerçek hayatta ne kadar içine kapanık biri olduğunu gösteriyor.
Bronson, 1979 yapımı 'Firepower' filminde James Coburn'ün rolü için düşünüldü. Söylentiye göre Bronson, yapımcılar karısı Jill Ireland için bir rol yazmayı reddettikleri için filmi geri çevirdi. Bu olay, Bronson'un ailesine olan bağlılığını ve kariyer kararlarında eşinin etkisini gösteriyor.
Bronson, 1995 yapımı 'Billy Madison' filmindeki baş karakterin babası rolünü reddetti. Bu komedi filmi, Adam Sandler'ın başrolünde olduğu bir yapımdı. Bronson'un bu teklifi reddetmesi, onun kariyerinin son dönemlerinde daha seçici davrandığını gösteriyor.
Bronson'a başlangıçta 1989 yapımı 'Lonesome Dove' dizisinde Woodrow Call rolü teklif edildi, ancak bu teklifi reddetti. Bu rol, sonunda Tommy Lee Jones tarafından canlandırıldı ve büyük beğeni topladı. Bronson'un bu kararı, onun televizyon projelerine olan mesafeli yaklaşımını gösteriyor.
Bronson, Kongre Kütüphanesi tarafından 'kültürel, tarihsel veya estetik' açıdan önemli bulunarak Ulusal Film Arşivi'ne seçilen üç filmde rol aldı: 'House of Wax', 'The Magnificent Seven' ve 'Once Upon a Time in the West'. Bu filmler, Amerikan sinema tarihinin en değerli yapımları arasında yer alıyor.
Popüler animasyon dizisi 'The Simpsons'taki alaycı mağaza memurunun sesi, Charles Bronson'a dayanmaktadır. Bu karakter, Bronson'un sert ve kısa konuşan tavrını mizahi bir şekilde yansıtır. Bu gönderme, Bronson'un popüler kültürdeki yerinin ne kadar geniş olduğunu gösteriyor.
Bronson, 1982 yapımı 'Conan the Barbarian' filmindeki başrol için düşünüldü. Ancak bu rol, sonunda Arnold Schwarzenegger'e verildi ve Schwarzenegger'in kariyerinde bir dönüm noktası oldu. Bronson'un bu rolü kaçırması, onun kariyerindeki önemli bir 'ya olsaydı' senaryosudur.
Bronson, 1975 yapımı 'Rooster Cogburn' filminde John Wayne'in yerine geçmesi için düşünüldü. Ayrıca 1976 yapımı 'The Shootist' filminde Wayne'in rolü için de değerlendirildi. Ancak her iki filmde de Wayne rol aldı. Bu durum, Bronson'un dönemin en büyük yıldızlarının yerine geçebilecek bir oyuncu olarak görüldüğünü gösteriyor.
Bronson, ailesinde liseden mezun olan ilk kişiydi. Bu başarı, onun eğitime verdiği önemi ve ailesinin maddi zorluklarına rağmen eğitimini tamamlama azmini gösteriyor. Bu durum, onun daha sonraki yaşamında da disiplinli ve kararlı bir kişilik geliştirmesine katkıda bulundu.
Bronson, 1977 yapımı 'A Bridge Too Far' filmindeki General Stanislaw Sosabowski rolü için ciddi şekilde düşünüldü. Filmin yönetmeni, Bronson'un 'The Great Escape' filmindeki rol arkadaşı Richard Attenborough'du. Ancak bu rol sonunda Gene Hackman'a verildi. Bu bilgi, Bronson'un dönemin önemli savaş filmlerinde ne kadar sık adı geçen bir oyuncu olduğunu gösteriyor.
Bronson, kendi filmlerini izlemezdi. Bu alışkanlığı, onun performanslarına olan eleştirel yaklaşımını ve mükemmeliyetçi kişiliğini gösteriyor. Kendi işini izlemekten kaçınması, belki de ekranda gördüğü hatalardan rahatsız olmamak içindi.
Bronson, 1978 yapımı 'Centennial' adlı televizyon dizisindeki Pasquinel rolünü reddetti. Bu dizi, James A. Michener'in romanından uyarlanmıştı ve geniş bir oyuncu kadrosuna sahipti. Bronson'un bu teklifi reddetmesi, onun televizyon projelerine olan mesafeli yaklaşımını bir kez daha gösteriyor.
Bronson, iki farklı filmde dudak okuyabilen bir karakteri canlandırdı: 'The Mechanic' ve 'The Evil That Men Do'. Bu roller, onun aksiyon filmlerindeki zeki ve stratejik adam imajını pekiştirdi. Dudak okuma yeteneği, karakterlerine gizemli ve tehlikeli bir hava katıyordu.
Bronson'un babasıyla Pennsylvania kömür madenlerinde çalışırken geliştirdiği klostrofobi, 'The Great Escape' filminde canlandırdığı Danny karakterinin bir parçasıydı. Ayrıca, gerçek hayattaki sanat yeteneği de 'Heritage' filmindeki Velasquez karakterine yansıdı. Bu detaylar, Bronson'un kendi deneyimlerini ve yeteneklerini rolleriyle nasıl bütünleştirdiğini gösteriyor.
Walter Hill, 1975 yapımı Hard Times'te Charles Bronson'la çalıştıktan sonra, 1978 tarihli The Driver filminde başrol için onu düşündü. Ancak Bronson, Hill'in eşi Jill Ireland'ın performansını kurgulama biçiminden hoşnut kalmadı ve bu nedenle projeden vazgeçti. Bu karar, aksiyon sinemasının önemli bir iş birliğinin önünü kesmiş oldu.
Charles Bronson, Valentine McCallum'un üvey babasıydı. McCallum, Bronson'ın eşi Jill Ireland'ın önceki evliliğinden olan çocuğuydu. Bronson, aile içindeki bu rolüyle, Hollywood'un özel hayatındaki bağlarını da göstermiş oldu.
Yönetmen Michael Winner'ın ifadesine göre, Charles Bronson 1980'lerde önemli ölçüde plastik cerrahi geçirdi. Bu dönemde Bronson, yaşlanan aksiyon yıldızı imajını korumak için bu tür müdahalelere başvurmuş olabilir. Winner'ın bu açıklaması, Bronson'ın görünümündeki değişikliklerin arkasındaki nedenlere ışık tutuyor.
Charles Bronson'ın biyografisi, The Scribner Encyclopedia of American Lives adlı referans eserin 7. cildinde yer almaktadır. Bu cilt, 2003-2005 yıllarını kapsar ve Bronson'ın hayatına dair ayrıntılı bilgiler sayfa 48-50 arasında sunulur. Eser, Farmington Hills, MI'da Thomson Gale tarafından 2007'de yayımlanmıştır. Bu ansiklopedi, Amerikan kültürüne katkıda bulunan önemli kişilerin yaşam öykülerini derleyen saygın bir kaynaktır.
Charles Bronson, Family Guy'ın bir bölümü olan Mr. & Mrs. Stewie'de (2012) anılmıştır. Bu bölümde, karakterler arasındaki diyaloglarda Bronson'a gönderme yapılır. Bu sayede, Bronson'ın popüler kültürdeki etkisi ve tanınırlığı, animasyon dizisi aracılığıyla da devam etmiştir.
Bu sayfadaki bilgiler kaynaklarıyla birlikte derlenir ve düzenli olarak gözden geçirilir. Bir hata gördüysen düzeltme politikamıza göz atabilir, aşağıdaki düğmeyle bize bildirebilirsin.
Hata bildirBu yazıdaki insanlar
Yorumlar
Yorum yazmak için giriş yapın veya üye olun.
Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yaz.
Ice Age
The Grand Tour
Dances with Wolves
Arrested Development
Crash Landing on You
An Autumn Afternoon
Tangled
Better Call Saul
Scarface
The Amazing Spider-Man