Jack Oakie Hakkında 28 İlginç Bilgi
Jack Oakie hakkında : kamera arkası, kariyer ayrıntıları ve az bilinen notlar.
Jack Oakie, kariyeri boyunca kamera önünde makyaj yapmayı reddetmesiyle tanındı. Bu konuda yıllarca kameramanlarla tartıştı; hiçbir koşulda makyaj yapmayı kabul etmedi. Onun bu tavrı, dönemin parlak ışıklı stüdyo koşullarında alışılmadık bir durumdu ve doğal görünümüne verdiği önemi gösteriyordu. Bu inatçı tutumu, onun ekrandaki samimi ve doğal komedi tarzının bir parçası olarak görülebilir.
Oakie, oyunculuğa başlamadan önce Wall Street'te bir memur olarak çalışıyordu. 1920 yılında, Hazine Binası'na teröristlerce düzenlenen bombalı saldırıda kıl payı kurtuldu. Bu olay, onun hayatını değiştiren bir dönüm noktası oldu; kısa süre sonra işini bırakıp tiyatroya yöneldi. Bu deneyim, onun daha sonraki kariyerinde sık sık bahsettiği bir anı olarak kaldı.
Oakie'nin ilk işi, bir komisyonculuk firmasında telefon memurluğuydu. Çalışanlar, birbirlerine kremalı turta atarak stres atıyorlardı; bu sırada bir meslektaşı onun komik yeteneğini fark etti. Wall Street yöneticileri için düzenlenen Cardiac Society'nin yıllık gösterisinde sahneye çıkması istendi. Gösterinin yönetmeni May Leslie, onu işini bırakıp oyuncu olmaya ikna etti. İlk kez 1922'de George M. Cohan'ın 'Little Nellie Kelly' adlı oyununun korosunda sahneye çıktı; ardından Lulu ile popüler bir vodvil ikilisi oluşturdu.
Oakie, 1934 yapımı 'Looking for Trouble' filminde Spencer Tracy ile çalışmaktan hiç keyif almadı. Tracy, doğal bir etki yaratmak için repliklerini mırıldanma alışkanlığına sahipti; bu da Oakie'nin ortak sahnelerde dudaklarını okuyup ne söylediğini anlamasını zorlaştırıyordu. Bu zorlu deneyimden sonra iki oyuncu bir daha asla birlikte çalışmadı. Bu durum, Oakie'nin iş birliği konusundaki seçici tavrını da ortaya koyar.
The Great Dictator (1940) filminde Mussolini'yi canlandıran Oakie, şaşkınlıkla Chaplin'e belki de bu rol için İtalyan bir oyuncu bulması gerektiğini söyledi. Chaplin'in cevabı ise 'İtalyan bir oyuncunun Mussolini'yi oynamasında ne komik var?' oldu. Bu diyalog, filmin hicivsel yaklaşımını özetler niteliktedir. Hem Chaplin (Hitler parodisiyle) hem de Oakie, bu filmdeki performanslarıyla Oscar'a aday gösterildiler.
Oakie, 19 Ekim 1959'da Errol Flynn'in cenazesinde tabut taşıyıcıları arasında yer aldı. Cenaze, Glendale, Kaliforniya'daki Forest Lawn Mezarlığı'ndaki Recessional Kilisesi'nde düzenlendi. Diğer taşıyıcılar arasında yönetmen Raoul Walsh, oyuncu Mickey Rooney, Guinn 'Big Boy' Williams, Mike Romanoff ve Otto Reichow vardı. Bu görev, Oakie'nin Hollywood'daki geniş dostluk ağını ve meslektaşları arasındaki saygınlığını gösterir.
Oakie, talk show'lara katılmayı reddediyordu çünkü bu programlar yalnızca sendika asgari ücretini ödüyordu. Bu tavrı, onun kariyeri boyunca maddi değerine verdiği önemi ve kendine olan güvenini yansıtır. Dönemin popüler yıldızları için talk show'lar tanıtım açısından önemliydi; ancak Oakie, bu tür programların kendisine sunduğu ücreti küçümseyerek reddetti. Bu kararı, onun bağımsız ve prensipli kişiliğinin bir göstergesi olarak hatırlanır.
Oakie, kariyeri boyunca birçok büyük stüdyoda çalıştı: Paramount'ta 1928-1936, RKO'da 1936-1938, 20th Century Fox'ta 1940-1943 ve Universal'da 1944-1945 yılları arasında. Popülaritesinin zirvesinde olduğu 1940'larda haftalık kazancı 7.500 dolara kadar ulaşıyordu. Bu rakam, dönemin en yüksek ücretli yıldızları arasında yer aldığını gösterir. Stüdyo değişiklikleri, onun kariyerindeki esnekliği ve sektördeki güçlü konumunu yansıtır.
Jack Oakie'nin sahne adı, annesinin kızlık soyadı olan Evelyn Oakie'den gelmektedir. Gerçek adı Lewis Delaney Offield'dı; ancak sahne hayatında bu ismi kullanmayı tercih etti. Bu seçim, annesine duyduğu saygının ve aile bağlarının bir ifadesiydi. Sahne adı, onun kimliğinin ayrılmaz bir parçası haline geldi ve Hollywood'da bu isimle tanındı.
Oakie ve eşi Victoria, evliliklerinin tamamını Los Angeles yakınlarındaki San Fernando Vadisi'nde bulunan 10 dönümlük bir arazide geçirdiler. Bu geniş arazi, onlara şehir hayatının karmaşasından uzak, huzurlu bir yaşam sundu. Çift, burada uzun yıllar boyunca birlikte yaşadı ve bu mekan, onların özel hayatlarının merkezi oldu. Oakie'nin bu kırsal yaşamı seçmesi, onun sade ve doğaya yakın bir yaşam tarzını tercih ettiğini gösterir.
1981 yılında, Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi, Jack Oakie'nin anısına 'Jack Oakie Filmde Komedi Dersleri' adlı yıllık bir etkinlik başlattı. Bu dersler, sinemada komedi sanatını ve Oakie'nin bu alandaki katkılarını kutlamayı amaçlıyor. Akademi, bu etkinlikle onun komedi türündeki mirasını yaşatmayı hedefledi. Bu program, Oakie'nin sinema tarihindeki kalıcı etkisinin bir kanıtıdır.
Oakie, yaşı ilerlemiş olmasına rağmen üniversiteli gençleri canlandırdığı için 'Dünyanın En Yaşlı Birinci Sınıf Öğrencisi' olarak anılıyordu. 30'lu yaşlarında olmasına rağmen College Humor (1933), College Rhythm (1934) ve Collegiate (1935) gibi filmlerde kolej öğrencisi rollerini üstlendi. 1941 yapımı 'Rise and Shine' filminde ise 38 yaşında 18 yaşında bir son sınıf öğrencisini oynaması istendi. Bu durum, onun komik yeteneğinin ve genç görünümünün bir göstergesiydi.
Oakie, 1945 yılında oyuncu Venita Varden'dan boşandı. Venita, 17 Haziran 1948'de Pennsylvania, Wilburton yakınlarındaki Aristes Dağı'nda meydana gelen ve 43 kişinin öldüğü uçak kazasında hayatını kaybetti. Kazada ayrıca ünlü gece kulübü sahibi Earl Carroll ve onun baş kadın oyuncusu showgirl Beryl Wallace da vardı. Bu trajik olay, Oakie'nin eski eşinin ölümüyle sonuçlanan büyük bir felaketti.
Oakie'nin dul eşi Victoria Horne, 1997 yılında 'When the Line Is Straight: Jack Oakie's Comedy and Motion Pictures' adlı bir kitap yayımladı. Bu kitap, Oakie'nin komedi anlayışını ve sinema kariyerini derinlemesine inceliyor. Horne, eşinin hayatını ve sanatını gelecek kuşaklara aktarmayı amaçladı. Kitap, Oakie'nin sinema tarihindeki yerini anlamak için önemli bir kaynak olarak kabul edilir.
Jack Oakie ve Charles Chaplin'in The Great Dictator (1940) filminin çekimlerinden sonra hiç konuşmadıkları sık sık dile getirilir. Bu iddiaya göre Chaplin, Oakie'nin filmdeki performansıyla dikkatleri üzerine çekmesine ve Oscar adaylığı almasına içerlemişti. Oakie'nin canlandırdığı Benzino Napaloni karakteri, filmin en unutulmaz yanlarından biri haline gelmişti. Bu nedenle, iki usta oyuncu arasındaki ilişkinin bozulduğu yönünde yaygın bir inanış vardır.
Oakie'nin Charlie Chaplin'in hiciv filmi The Great Dictator (1940) filmindeki gürültücü 'Benzino Napaloni' karakteri, İtalya'nın faşist lideri Benito Mussolini'ye dayanıyordu. Bu karakter, Mussolini'nin abartılı bir parodisi olarak tasarlandı ve Oakie'nin kariyerindeki en ikonik rollerden biri oldu. Oakie, bu performansıyla En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında Oscar'a aday gösterildi. Bu rol, onun komedi yeteneğinin zirvesini temsil eder.
Jack Oakie, Coen Kardeşler'in 1991 yapımı 'Barton Fink' filminde anılır. Film, 1940'larda Hollywood'da geçer ve dönemin sinema dünyasını hicveder. Oakie'nin adının geçmesi, onun dönemin Hollywood kültüründeki yerini ve etkisini gösterir. Bu referans, Oakie'nin sinema tarihindeki kalıcı izinin bir kanıtıdır.
Oakie, uzun yıllar San Fernando Vadisi'ndeki bir çiftlikte eşi oyuncu Victoria Horne ile birlikte yaşadı. Bu çiftlik, onların sakin ve doğayla iç içe bir yaşam sürmelerine olanak tanıdı. Oakie, şehir hayatından uzakta, kırsal bir ortamda huzur buldu. Bu yaşam tarzı, onun kişiliğinin sade ve toprağa bağlı yönünü yansıtır.
Jack Oakie'nin komedi kariyerini ve ününü kutlayan küçük bir sergi, Woodland Hills, Kaliforniya'daki Motion Picture & Television Country House and Hospital'da bulunuyor. Ayrıca, doğduğu yer olan Sedalia, Missouri'deki evin önünde zeminde bir plaket yer alıyor. Bu anıtlar, Oakie'nin hem doğduğu topluluk hem de Hollywood camiası tarafından hatırlandığını gösteriyor. Bu tür kalıcı işaretler, onun mirasının canlı tutulmasına yardımcı oluyor.
Oakie, bir dönem vodvil sanatçısı Richard 'Skeets' Gallagher ile birlikte Stan Laurel ve Oliver Hardy gibi ikonik bir komedi ikilisi olmayı denedi. Ancak bu iş birliği beklenen başarıyı getirmedi ve ikili, birlikte yalnızca altı filmde rol alabildi. Bu deneyim, Oakie'nin kariyerinde önemli bir adım olmasına rağmen, onun solo kariyerinde daha başarılı olacağını gösterdi. Yine de bu ortaklık, onun komedi alanındaki çeşitliliğini ortaya koyar.
Jack Oakie, The Great Dictator (1940) filmindeki yönetmeni ve başrol oyuncusu Charles Chaplin'den yalnızca 29 gün sonra hayatını kaybetti. Bu yakın ölümler, iki usta ismin sinema tarihindeki bağını daha da anlamlı kıldı. Oakie, Chaplin'den kısa bir süre sonra vefat ederek, onunla olan ilişkisini bir kez daha gündeme getirdi. Bu tesadüf, Hollywood tarihinde sıkça hatırlanan bir ayrıntı olarak kaldı.
Navy Blues (1941) filminin çekimleri sırasında Oakie, Ann Sheridan'a çiçeklerle dolu bir çamaşır teknesi hediye etti. Bu jest, Sheridan'ın Oakie'nin ilk filmlerinden birinde çamaşırcı olarak küçük bir rol oynamış olmasına bir göndermeydi. Oakie, bu nazik hareketiyle meslektaşına olan minnettarlığını ve mizahi yaklaşımını gösterdi. Bu anekdot, onun setteki sevecen ve esprili kişiliğini yansıtır.
Jack Oakie, oyuncu Evelyn Oakie'nin oğluydu. Annesi, onun sahne adını aldığı kişi olarak da bilinir. Evelyn Oakie, oğlunun kariyerinde önemli bir ilham kaynağı oldu. Oakie, annesinin anısını yaşatmak için onun soyadını sahne adı olarak benimsedi. Bu bağ, onun ailesine olan bağlılığını ve saygısını gösterir.
Oakie, Glendale, Kaliforniya'daki Forest Lawn Mezarlığı'na, tepenin zirvesindeki Whispering Pines bölümüne defnedildi. Bu mezarlık, Hollywood'un birçok ünlü ismine ev sahipliği yapmaktadır. Oakie'nin burada gömülü olması, onun sinema dünyasındaki kalıcı yerini simgeler. Mezarı, hayranlarının ziyaret edebileceği bir anma mekanıdır.
Jack Oakie'nin Hollywood Walk of Fame'deki yıldızı, 6752 Hollywood Bulvarı'nda bulunuyor. Ayrıca, Hollywood'daki Grauman's Chinese Theatre'da el ve ayak izleri sergilenmektedir. Bu onurlar, onun sinema endüstrisine yaptığı katkıların resmi takdirleridir. Oakie, bu kalıcı işaretlerle Hollywood tarihinde ölümsüzleşmiştir.
Oakie, De La Salle Okulu'nda işletme eğitimi alırken annesi New York'ta öğretmen olarak çalışıyordu. Bu dönemde Oakie, iş dünyasına yönelik bir kariyer planlıyordu; ancak daha sonra oyunculuğa geçiş yaptı. Annesinin öğretmenlik mesleği, ailenin eğitime verdiği önemi gösterir. Oakie'nin işletme eğitimi, onun daha sonraki kariyerinde finansal konulardaki bilgisine katkı sağlamış olabilir.
Jack Oakie, Cleo Ridgely'nin üvey damadıydı. Cleo Ridgely, oyuncu Victoria Horne'ın annesiydi. Bu aile bağı, Oakie'nin eşi aracılığıyla Hollywood'un tanınmış isimleriyle akrabalık kurmasını sağladı. Oakie'nin üvey kayınvalidesiyle olan ilişkisi, onun aile içindeki uyumunu gösterir.
Jack Oakie, June Harris ve James Horne Jr.'ın üvey kayınbiraderiydi. Bu akrabalık bağları, eşi Victoria Horne'ın ailesi üzerinden kurulmuştu. Oakie, bu sayede Hollywood'un önemli aileleriyle bağlantılı hale geldi. Bu ilişkiler, onun sosyal çevresinin genişliğini ve sektördeki köklü bağlantılarını gösterir.
Bu sayfadaki bilgiler kaynaklarıyla birlikte derlenir ve düzenli olarak gözden geçirilir. Bir hata gördüysen düzeltme politikamıza göz atabilir, aşağıdaki düğmeyle bize bildirebilirsin.
Hata bildirBu yazıdaki insanlar
Yorumlar
Yorum yazmak için giriş yapın veya üye olun.
Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yaz.
The Good, the Bad and the Ugly
Young Justice
The World at War
Yojimbo
Day of the Tentacle
She's Gotta Have It
The Naked Gun: From the Files of Police Squad!
Deewaar
Lone Star