Edward G. Robinson Hakkında 42 İlginç Bilgi
Edward G. Robinson hakkında : kamera arkası, kariyer ayrıntıları ve az bilinen notlar.
Edward G. Robinson, beyazperdede çoğunlukla sert, öfkeli ve hatta öldürmekten çekinmeyen karakterleri canlandırmasıyla ünlenmişti; ancak kamera arkasında bambaşka bir kişilikti. Oyunculuk yapmadığı zamanlarda hassas, sessiz ve sanata düşkün bir yapıya sahipti. Bu yönüyle set ekibinin ve meslektaşlarının sevgisini kazanmış, neredeyse herkes tarafından saygı görmüştü. Onun bu çelişkili görüntüsü, dönemin Hollywood'unda nadir rastlanan bir durumdu ve kendisini efsaneleştiren unsurlardan biri oldu.
Robinson, son filmi olan bilim kurgu klasiği Soylent Green'in (1973) çekimlerini tamamladıktan sadece iki hafta sonra hayata veda etti. Bu film, onun sinemaya vedası oldu ve ölümü, filmi daha da anlamlı kıldı. Çekimler sırasında sağlık durumu zaten kötüydü; ancak yine de mesleğine olan bağlılığıyla son ana kadar çalışmaya devam etti. Bu durum, onun sinemaya olan tutkusunun ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor.
Robinson, özellikle resim sanatına büyük bir tutkuyla bağlıydı. Yakın dostu Robert Wagner'in anlattığına göre, bir gün oturma odasına uymayan bir Paul Cézanne tablosu satın aldı. Tabloyu odaya uydurmak için önce şömine rafını, ardından duvar kağıdını ve hatta mobilyaları değiştirdi; ama sonuçtan yine de memnun kalmadı. Sonunda çözümü, tabloyu sergilemek için ayrı bir daire tutmakta buldu. Bu olay, onun sanata verdiği değerin ve estetik anlayışının ne kadar ileri gittiğini gösteren renkli bir anekdottur.
1973'teki ölümünde Robinson, büyük bölümü nadide sanat eserlerinden oluşan 2,5 milyon dolarlık bir miras bıraktı. Bu miras, onun sadece bir oyuncu değil, aynı zamanda ciddi bir sanat koleksiyoncusu olduğunu da kanıtlıyor. Sahip olduğu eserler, dönemin önemli ressamlarının tablolarını içeriyordu ve bu koleksiyon, onun zevkini ve kültürel birikimini gözler önüne seriyor. Robinson'ın sanata olan bu düşkünlüğü, onu sadece sinema tarihinin değil, sanat dünyasının da önemli bir figürü haline getirdi.
Robinson, kariyeri boyunca hiçbir zaman Akademi Ödülü'ne aday gösterilmedi; ancak ölümünden iki ay sonra Onursal Oscar ile onurlandırıldı. Bu ödülü onun adına eşi kabul etti ve Robinson'ın bu haberi aldığında ne kadar heyecanlandığını anlattı. Bu geç gelen takdir, onun sinemaya yaptığı katkıların ne kadar büyük olduğunu gösteriyor. Robinson, belki de Oscar'ı hiç kazanamadı ama sinema tarihindeki yeri tartışılmaz.
II. Dünya Savaşı sırasında Robinson, Birleşik Hizmet Kuruluşu'na (USO) 100.000 dolar bağışlayarak savaş çabalarına destek oldu. Ayrıca Hollywood Kantini'nde gönüllü olarak çalıştı ve yedi dili akıcı bir şekilde konuşabilmesi sayesinde Nazi işgali altındaki ülkelere yönelik radyo yayınlarında görev aldı. Bu yayınlarda Yidiş, Rumence ve Almanca gibi dillerde konuşarak moral desteği sağladı. Robinson'ın bu çabaları, onun sadece bir sanatçı değil, aynı zamanda vatansever bir vatandaş olduğunu da gösteriyor.
Robinson, silahlardan nefret ederdi ve bu durum, ünlü gangster filmi Little Caesar'ın (1931) çekimlerinde kendini gösterdi. Silahını ateşlerken gözlerini kırpmamak için göz kapakları bantla açık tutulmak zorunda kalındı. Bu detay, onun ekranda canlandırdığı sert karakterlerin aksine, gerçek hayatta ne kadar duyarlı bir insan olduğunu ortaya koyuyor. Robinson'ın bu zorlu sahnesi, onun oyunculuk disiplinini ve profesyonelliğini de gözler önüne seriyor.
Robinson, 9 yaşına kadar Romanya'da bir Yidiş topluluğunun içinde yaşadı. Bu deneyim, onun kimliğinin ve kültürel birikiminin şekillenmesinde önemli bir rol oynadı. Daha sonra ailesiyle birlikte Amerika'ya göç etti ve burada büyüyerek ünlü bir oyuncu oldu. Bu erken dönem yaşamı, onun çok dilli olmasının ve farklı kültürlere olan duyarlılığının temelini attı. Robinson'ın bu kökenleri, onun sanatına da yansıdı ve karakterlerine derinlik kattı.
Robinson, Afrika'da A Boy Ten Feet Tall (1963) filminin çekimleri sırasında kalp krizi geçirdi. Bu olay, onun sağlık sorunlarının ciddiyetini ortaya koydu ve kariyerini etkiledi. Buna rağmen, Robinson iyileştikten sonra çalışmaya devam etti ve sinemaya olan bağlılığını sürdürdü. Bu kalp krizi, onun yaşamının son döneminde karşılaştığı zorlukların bir göstergesiydi.
Robinson'ın naaşı, New York'un Brooklyn semtindeki Beth El Mezarlığı'nda, Goodman Mozolesi'ne defnedildi. Bu mezar, onun son istirahatgahı oldu ve hayranları tarafından ziyaret edilen bir yer haline geldi. Robinson'ın burada yatıyor olması, onun New York ile olan bağını ve Yahudi kimliğini de simgeliyor. Mezarı, sinema tarihine damga vurmuş bu büyük oyuncunun anısını yaşatıyor.
Robinson, Marlon Brando'nun efsanevi performansından önce, The Godfather (1972) filminde Don Vito Corleone rolü için düşünülen isimlerden biriydi. Ancak bu rolü sonunda Brando kazandı ve sinema tarihinin en unutulmaz karakterlerinden birini yarattı. Robinson'ın bu rol için düşünülmesi, onun dönemin en saygın oyuncularından biri olduğunu gösteriyor. Eğer Robinson bu rolü oynamış olsaydı, film belki de çok farklı bir yorumla karşımıza çıkacaktı.
Robinson, animasyon dizisi The Simpsons'taki (1989) Şef Clancy Wiggum karakterinin sesinin ilham kaynağıydı. Seslendirme sanatçısı Hank Azaria, Wiggum'ı seslendirirken Robinson'ın tınısından ve konuşma tarzından esinlendi. Bu sayede Robinson, ölümünden sonra bile popüler kültürde yaşamaya devam etti. Bu detay, onun etkisinin sadece sinemayla sınırlı kalmadığını, televizyon dünyasına da uzandığını gösteriyor.
Robinson'ın sahne adını nereden aldığı uzun süre merak konusu oldu; bazıları onu hayran olduğu bir aktörden seçtiğini söylese de, kendisi daha sonra bu iddiayı yalanladı. Asıl amacının doğum adının baş harflerini korumak olduğunu açıkladı. Neden 'Robinson' soyadını seçtiğini tam olarak bilmediğini, ancak imza atarken bu ismin uzunluğundan şikayetçi olduğunu ve tekrar seçme şansı olsa daha kısa bir isim tercih edeceğini belirtti. Bu açıklama, onun mütevazı ve esprili kişiliğini yansıtıyor.
1941'de Time dergisinin haberine göre, Robinson ve aktör Melvyn Douglas, Başkan Franklin D. Roosevelt'in üç başarılı başkanlık kampanyasında taktığı fötr şapkayı açık artırmada 3.200 dolara satın aldılar. Bu açık artırma, Motion Picture Relief Fund yararına düzenlenmişti ve ikili, 'sadık Demokratlar' olarak tanımlanıyordu. Robinson'ın bu hareketi, onun siyasi görüşünü ve toplumsal sorumluluk anlayışını gösteriyor. Ancak bu Demokrat kimliği, ilerleyen yıllarda McCarthy döneminde 'gri listeye' alınmasına ve işsiz kalmasına neden oldu.
Soylent Green'in (1973) çekimlerinde Robinson ile ilk kez çalışan Dick Van Patten, bir röportajında ötenazi sahnesinin çekimleri sırasında yaşadığı gerginliği anlattı. Van Patten, Robinson'a 'Bay Robinson' dememeye alışana kadar birkaç çekim yapmak zorunda kaldığını ve bu durumdan utanç duyduğunu söyledi. Ertesi gün çekimler başlamadan önce Charlton Heston tüm oyuncuları toplayarak Robinson'ın gece vefat ettiğini duyurdu. Bu sahne, Robinson'ın son büyük performansı oldu ve sinema tarihine duygusal bir veda olarak geçti.
Robinson, 24 Ekim 2000'de Amerika Birleşik Devletleri Posta Servisi tarafından 'Legends of Hollywood' serisi kapsamında basılan 33 sentlik hatıra pulunda resmedildi. Bu pul, onun sinema tarihindeki yerini ve kalıcı etkisini onurlandıran bir jestti. Robinson'ın yüzü, milyonlarca mektup ve paketin üzerinde dolaşarak onun efsanesini yeni nesillere taşıdı. Bu onur, onun Amerikan kültüründeki önemini bir kez daha gözler önüne serdi.
Robinson, bilim kurgu klasiği Planet of the Apes'te (1968) Dr. Zaius rolü için ilk tercihti; ancak kalp sorunları nedeniyle projeden çekilmek zorunda kaldı. Bu rol daha sonra Maurice Evans'a verildi ve film sinema tarihinin unutulmazları arasına girdi. Robinson'ın sağlık sorunları, kariyerinde önemli bir dönüm noktası oldu ve bu tür büyük projelerde yer almasını engelledi. Yine de onun bu filmde oynaması düşünüldüğünde, dönemin en önemli oyuncularından biri olduğu açıkça görülüyor.
Amerikan Film Enstitüsü (AFI) tarafından hazırlanan 'En Büyük 50 Ekran Efsanesi' listesinde Robinson, 24. sırada yer aldı. Bu liste, Amerikan sinema tarihinin en etkili oyuncularını belirlemek amacıyla oluşturuldu ve Robinson'ın bu listede üst sıralarda olması, onun kariyerinin ne kadar parlak olduğunu gösteriyor. Robinson, bu onurla birlikte sinema tarihinin unutulmaz isimleri arasındaki yerini sağlamlaştırdı.
Robinson, The Ten Commandments (1956) filmindeki Dathan rolüyle Amerikan Yahudi Kongresi'nin Maryland Eyalet Konseyi'nden özel bir ödül aldı. Bu ödül, onun bu karakteri canlandırırken gösterdiği başarının ve Yahudi toplumuna olan katkılarının bir takdiriydi. Robinson, bu filmdeki performansıyla hem eleştirmenlerden hem de izleyicilerden büyük beğeni topladı. Bu ödül, onun kariyerindeki önemli başarılardan biri olarak kayıtlara geçti.
Robinson, Kongre Kütüphanesi tarafından 'kültürel, tarihi veya estetik' açıdan önemli bulunarak Ulusal Film Arşivi'ne seçilen üç filmde rol aldı: Little Caesar (1931), Double Indemnity (1944) ve The Ten Commandments (1956). Bu filmler, Amerikan sinemasının başyapıtları arasında sayılıyor ve Robinson'ın bu yapımlardaki performansları, onun sinema tarihindeki yerini sağlamlaştırdı. Bu seçki, onun kariyerinin ne kadar geniş bir yelpazeye yayıldığını ve farklı türlerdeki başarısını gösteriyor.
Mayıs 2020'de Robinson, Turner Classic Movies (TCM) kanalında 'Ayın Yıldızı' olarak onurlandırıldı. Bu ayrıcalık, kanalın o ay boyunca onun filmlerini yayınlaması ve kariyerini özel programlarla anması anlamına geliyordu. Robinson'ın ölümünden yıllar sonra bile bu şekilde anılması, onun filmlerinin hala izlendiğini ve takdir edildiğini gösteriyor. Bu onur, onun sinema tarihindeki kalıcı etkisinin bir kanıtı.
Robinson, 39 yaşında ilk kez baba oldu; eşi Gladys Lloyd, 19 Mart 1933'te oğulları Edward G. Robinson Jr.'ı dünyaya getirdi. Bu olay, onun hayatında önemli bir dönüm noktasıydı ve aile hayatına yeni bir sorumluluk getirdi. Robinson, oğluna kendi adını verdi ve onunla yakından ilgilendi. Ancak oğlu, ilerleyen yıllarda babasının gölgesinde kalmakla mücadele etti ve bu durum, ikili arasında zaman zaman sorunlara yol açtı.
1949'da Robinson, California Senatosu'nun Amerikan Karşıtı Faaliyetler Araştırma Komitesi tarafından soruşturuldu. Komite başkanı Jack Tenney, Robinson'ı 'Komünist cephelerde ve davalarda sık sık yer almakla' suçladı. Bu suçlamalar, Robinson'ın ilerici Demokrat kimliği ve sol görüşlü örgütlerle olan geçmiş bağlantıları nedeniyle gündeme geldi. Bu soruşturma, onun kariyerinde kara bir leke oluşturdu ve McCarthy döneminin karanlık atmosferinde iş bulmasını zorlaştırdı.
Robinson, En İyi Film Akademi Ödülü'ne aday gösterilen üç filmde başrol oynadı: Five Star Final (1931), Double Indemnity (1944) ve The Ten Commandments (1956). Bu filmler, dönemin en önemli yapımları arasında yer aldı ve Robinson'ın performansları büyük beğeni topladı. Her ne kadar bu filmler Oscar'ı kazanamamış olsa da, Robinson'ın bu başarısı, onun kariyerinin ne kadar parlak olduğunu gösteriyor. Bu üç yapım, onun sinema tarihindeki yerini sağlamlaştırdı.
Robinson, 1953 yılında Cannes Film Festivali'nde jüri üyeliği yaptı. Bu görev, onun uluslararası sinema camiasındaki saygınlığını gösteriyor. Cannes, dünyanın en prestijli film festivallerinden biri olarak kabul edilir ve Robinson'ın burada jüri üyesi olması, onun sinema dünyasındaki itibarının bir göstergesiydi. Bu deneyim, onun sadece bir oyuncu değil, aynı zamanda sinema sanatına katkıda bulunan bir isim olduğunu da ortaya koyuyor.
Robinson, Manhattan'daki P.S. 21 ilkokulunda eğitim gördü ve bu okulun diğer ünlü mezunları arasında George Gershwin, Paul Muni ve ABD Senatörü Jacob Javits de vardı. Bu okul, dönemin önemli isimlerini yetiştiren bir kurum olarak dikkat çekiyor. Robinson'ın bu okulda okumuş olması, onun eğitim hayatının temellerini attığı ve ilerideki başarısının habercisi olduğu şeklinde yorumlanabilir. Bu isimlerin bir arada anılması, Robinson'ın içinde bulunduğu entelektüel çevreyi de gözler önüne seriyor.
Robinson, Some Like It Hot (1959) filminde Küçük Bonaparte rolü için düşünüldü; ancak George Raft ile bir daha çalışmamaya yemin etmişti. Bu yeminin nedeni, Manpower (1941) filminin setinde Raft'ın bir sahne sırasında onu çok sert çevirmesiyle başlayan kavgaydı. Buna rağmen Robinson, A Bullet for Joey (1955) filminde Raft ile birlikte rol aldı. Ancak Some Like It Hot'taki rol, Raft'ın 'ucuz numarası' olarak bilinen bozuk para çevirme hareketine saygı duruşunda bulunan Johnny Paradise karakterine verildi. Bu karakter, doğum günü pastasındaki Tommy silahıyla Spats ve çetesini biçen adamdı. Robinson'ın bu rolü reddetmesi, onun Raft'a olan kırgınlığının ne kadar derin olduğunu gösteriyor.
Robinson'ın Amerikan Dramatik Sanatlar Akademisi'nden sınıf arkadaşı ve yakın dostu Joseph Schildkraut, onun hakkında ilginç bir anı paylaştı: 'Ben kızlara bakıyordum, ama Manny işine sadık kaldı.' Bu söz, Robinson'ın genç yaşta bile oyunculuğa ne kadar ciddi ve disiplinli yaklaştığını gösteriyor. Schildkraut'un bu hatırası, Robinson'ın karakterini ve iş ahlakını ortaya koyan değerli bir tanıklık.
Robinson, Amerikan Dramatik Sanatlar Akademisi'nden (AADA) 1913 yılında mezun oldu. Bu okul, dönemin en önemli oyunculuk eğitimi veren kurumlarından biriydi ve Robinson burada aldığı eğitimle kariyerine sağlam bir temel attı. Mezuniyetinin ardından tiyatro sahnelerinde deneyim kazandı ve kısa sürede sinemaya geçiş yaptı. AADA'daki eğitimi, onun oyunculuk tekniğinin gelişmesinde ve başarılı bir kariyer inşa etmesinde önemli bir rol oynadı.
30 Nisan 1952'de Robinson, Hollywood'daki Komünist sempatizanlarının isimlerini açıkladı ve 1930'lu ve 1940'lı yıllarda üye olduğu bazı sol görüşlü örgütleri alenen reddetti. Bu davranış, McCarthy döneminin baskısı altında yapılan bir savunma hamlesi olarak görüldü. Robinson, bu şekilde kariyerini kurtarmaya çalıştı ve 'gri listeden' çıkmayı umdu. Ancak bu adım, onun itibarına gölge düşürdü ve bazı çevrelerde eleştirilmesine neden oldu.
Robinson'ın büyük torunu Adam Edward Sanchez, ölümünden on yıl sonra, 5 Şubat 1983'te doğdu. Adam, Robinson'ın torunu Francesca ve eşi Ricardo'nun çocuğu olarak dünyaya geldi. Robinson, bu torununu hiç göremedi; ancak ailesi, onun anısını yaşatmaya devam etti. Bu doğum, Robinson'ın soyunun devam ettiğini ve mirasının yeni nesillere aktarıldığını gösteriyor.
Robinson, 59 yaşında büyükbaba oldu; oğlu Edward G. Robinson Jr. ve eşi Frances Chisholm, 27 Mart 1953'te Francesca Gladys Robinson adında bir kız çocuğu dünyaya getirdi. Bu olay, Robinson'ın aile hayatında yeni bir dönemin başlangıcıydı. Torunu Francesca, daha sonra Robinson'ın mirasını koruyan ve onun anısını yaşatan isimlerden biri oldu. Robinson'ın büyükbaba olması, onun hayatındaki mutlu anlardan biriydi.
Robinson, Joan Bennett ile iki önemli filmde başrolü paylaştı: The Woman in the Window (1944) ve Scarlet Street (1945). Bu filmler, kara film türünün klasikleri arasında yer aldı ve ikilinin uyumu büyük beğeni topladı. Robinson'ın bu filmlerdeki performansları, onun dramatik yeteneğini ve karakter derinliğini ortaya koydu. Bennett ile olan iş birliği, onun kariyerindeki en verimli dönemlerden birini oluşturdu.
Robinson, Nina Foch ile iki filmde birlikte rol aldı: Illegal (1955) ve The Ten Commandments (1956). Bu filmler, Robinson'ın farklı türlerdeki yeteneğini sergiledi; Illegal'da bir savcıyı, The Ten Commandments'ta ise hain Dathan'ı canlandırdı. Foch ile olan uyumu, her iki filmde de dikkat çekti. Bu iş birlikleri, Robinson'ın kariyerinin çeşitliliğini gösteren örnekler arasında yer aldı.
Robinson, 1941 yapımı animasyon kısa film Hollywood Steps Out'ta karikatürize edildi. Bu film, dönemin ünlü Hollywood yıldızlarını hicveden bir yapımdı ve Robinson'ın abartılı bir versiyonu ekranda yer aldı. Bu karikatür, onun ne kadar tanınmış bir figür olduğunu ve popüler kültürdeki yerini gösteriyor. Robinson'ın bu şekilde mizah malzemesi yapılması, onun toplum üzerindeki etkisinin bir göstergesiydi.
Robinson'ın en sevdiği başrol kadın oyuncuları Mary Astor, Jean Arthur ve Marlene Dietrich'ti. Bu oyuncularla çalışmaktan büyük keyif aldığı biliniyordu. Öte yandan, Miriam Hopkins ve Bette Davis ile çalışmaktan pek hoşlanmazdı; ancak Davis'e daha sonra hayranlık duymaya başladı. Bu tercihler, onun oyunculuk anlayışı ve setteki dinamikler hakkında ipuçları veriyor. Robinson'ın bu açıklamaları, onun meslektaşlarıyla olan ilişkilerine dair samimi bir bakış sunuyor.
Robinson'ın 50 yıllık oyunculuk kariyeri, tiyatro, sessiz film, sesli film, radyo ve televizyon gibi farklı mecraları kapsıyordu. Bu geniş yelpaze, onun çok yönlü bir sanatçı olduğunu ve değişen teknolojilere uyum sağlayabildiğini gösteriyor. Robinson, sessiz sinemadan başlayarak sesli filmlere geçiş yaptı ve her dönemde başarılı işlere imza attı. Radyo oyunlarında da yer alarak sesinin gücünü kullandı ve televizyonun yükselişiyle birlikte bu mecrada da boy gösterdi. Bu uzun kariyer, onun sinema tarihindeki en istikrarlı ve saygın oyunculardan biri olmasını sağladı.
Robinson, The Woman in the Window (1944) filminde Raymond Massey ile ekranda arkadaş canlısı karakterleri canlandırdı. Massey, The Ten Commandments (1956) filminde Dathan rolü için Cecil B. DeMille'in ilk tercihiydi; ancak Massey bu teklifi reddedince, DeMille rolü Robinson'a verdi. Robinson, bu rolü kabul ederek filmde unutulmaz bir performans sergiledi ve bu sayede özel bir ödül kazandı. Bu olay, Robinson'ın kariyerindeki fırsatların nasıl şekillendiğine dair ilginç bir örnek.
Robinson, Mary Astor ile iki filmde birlikte rol aldı: The Little Giant (1933) ve The Man with Two Faces (1934). Bu filmler, Robinson'ın komedi ve dram türlerindeki yeteneğini sergiledi. Astor, onun en sevdiği başrol kadın oyuncularından biriydi ve ikilinin uyumu ekrana yansıdı. Bu iş birlikleri, Robinson'ın kariyerinin erken döneminde önemli bir yer tuttu.
Robinson, yerel saatle sabah 5:00'te doğdu. Bu detay, onun doğum anına dair bilinen az sayıdaki kesin bilgiden biridir. Doğum saati, astroloji meraklıları için önemli olabilir; ancak Robinson'ın hayatı ve kariyeri üzerinde herhangi bir etkisi olduğuna dair bir kanıt yoktur. Yine de bu bilgi, onun biyografisini daha da ayrıntılı hale getiriyor.
Robinson, Have Kimono, Will Travel (1963) adlı yapımda adı geçen isimlerden biriydi. Bu film, dönemin popüler kültürüne göndermeler yapan bir yapımdı ve Robinson'ın adının geçmesi, onun ne kadar tanınmış bir figür olduğunu gösteriyor. Bu tür göndermeler, onun sinema dünyasındaki etkisinin bir yansımasıydı.
Robinson, 8 Şubat 1960'ta Hollywood Walk of Fame'de sinema alanında bir yıldızla ödüllendirildi. Yıldızı, 6235 Hollywood Bulvarı'nda yer alıyor ve bugün hala ziyaret edilebiliyor. Bu onur, onun sinema endüstrisine yaptığı katkıların resmi bir takdiriydi. Robinson'ın yıldızı, Hollywood'un en prestijli simgelerinden biri olan Walk of Fame'de onun adını ölümsüzleştirdi.
Bu sayfadaki bilgiler kaynaklarıyla birlikte derlenir ve düzenli olarak gözden geçirilir. Bir hata gördüysen düzeltme politikamıza göz atabilir, aşağıdaki düğmeyle bize bildirebilirsin.
Hata bildirBu yazıdaki insanlar
Yorumlar
Yorum yazmak için giriş yapın veya üye olun.
Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yaz.
Sin City
The Adventures of Sherlock Holmes
The Civil War
Day for Night
Hachi: A Dog's Tale
Some Came Running
The Ascent
The Secret in Their Eyes
Frankenstein
The Life and Death of Colonel Blimp