Luc Besson Hakkında 20 İlginç Bilgi
Luc Besson hakkında : kamera arkası, kariyer ayrıntıları ve az bilinen notlar.
1977 yılında, Fransa'nın prestijli ulusal film okulu La Fémis'e başvuran genç Luc Besson, beklenmedik bir ret ile karşılaştı. O dönemde henüz 18 yaşında olan Besson, ön görüşmede kendisine en hayran olduğu yönetmenlerin sorulduğunu ve Steven Spielberg, Martin Scorsese ile Miloš Forman'ı saydığını anlatır. Ancak görüşmeci, daha sözünü bitirmeden onu susturarak 'Yeter. Bence buraya ait değilsin' diyerek görüşmeyi sonlandırmıştı. Bu olay, Besson'un kariyerinde bir dönüm noktası olmuş; sinema eğitimi alamamasına rağmen, ilerleyen yıllarda kendi yolunu çizerek dünya çapında tanınan bir yönetmen haline gelmesini sağlamıştır.
Luc Besson, sık sık Gary Oldman'ı filmlerinde oynatır; bu ikili arasındaki dostluk, profesyonel iş birliklerinin çok ötesine geçer. Besson, Oldman'ın yönetmen koltuğunda oturduğu ve büyük beğeni toplayan 'Nil by Mouth' (1997) filminin yapımcılığını üstlenerek bu yakınlığı pekiştirmiştir. İkilinin birlikte çalıştığı 'Leon' ve 'The Fifth Element' (1997) gibi yapımlar, sinema tarihine damga vurmuş ve Oldman'ın kariyerinde önemli bir yer edinmiştir. Bu iş birliği, hem Besson'un yönetmenlik vizyonunu hem de Oldman'ın oyunculuk yeteneğini en iyi şekilde ortaya koyan örneklerden biridir.
Luc Besson, filmlerinin DVD sürümleri için röportaj yapmayı veya sesli yorum eklemeyi reddeder. Bu tutumunun arkasında yatan neden, bu tür ekstraların filmin izleyici üzerindeki etkisini azalttığına olan inancıdır. Besson'a göre, bir film kendi başına bir bütündür ve yönetmenin açıklamaları, izleyicinin filmle kurduğu kişisel bağı zayıflatabilir. Bu nedenle, onun filmlerini izlerken, yönetmenin niyetini doğrudan öğrenmek yerine, kendi yorumunuzu oluşturmanız teşvik edilir.
Luc Besson'un çocukluğu, ebeveynlerinin Club Med için dalış eğitmeni olarak çalıştığı Yunanistan, Bulgaristan ve eski Yugoslavya gibi Akdeniz ve Balkan coğrafyalarında geçti. Bu hareketli yaşam, onun denizle ve farklı kültürlerle erken yaşta tanışmasını sağladı. Besson'un sinemasındaki suya ve egzotik mekânlara olan düşkünlüğünün izleri, bu çocukluk deneyimlerine dayanır. Özellikle 'The Big Blue' (1988) gibi filmlerinde bu etkiler açıkça görülür.
Luc Besson, 9 yaşındayken ailesiyle birlikte Bulgaristan'ın Karadeniz kıyısındaki bir tatil beldesinde beş ay geçirdi. Ebeveynleri oradaki bir spor merkezinde çalışıyor, dalış yapıyor ve kıyıdaki mağaraları keşfediyordu. Bu dönem, Besson'un denizle olan bağını güçlendiren ve ona unutulmaz anılar kazandıran bir deneyim oldu. Ancak yetişkinliğinde, bu güzel anıların bozulmasından korktuğu için o kıyıya tekrar gitmekten kaçındığını itiraf etmiştir. Bu duygusal yaklaşım, onun çocukluk anılarına verdiği değeri ve geçmişe olan bağlılığını gösterir.
Fransız sinemasının önemli isimlerinden Jean-Pierre Melville, Luc Besson üzerinde derin bir etki bırakmıştır. Besson, Melville'in başyapıtı 'Le Samouraï' (1967) filmini izledikten sonra, kendi kült filmi 'Léon: The Professional' (1994) filmini çekmeye karar vermiştir. Melville'in minimalist anlatımı ve anti-kahraman karakterleri, Besson'un bu filminde açıkça hissedilir. Bu etki, Besson'un sinema dilinin şekillenmesinde önemli bir rol oynamış ve onu kendi neslinin en özgün yönetmenlerinden biri yapmıştır.
Luc Besson, 2002 yılında taksirle adam öldürme suçlamasıyla hakkında soruşturma başlatılan bir olayın içinde yer aldı. Olay, yapımcılığını üstlendiği 'Taxi 2' (2000) filminin 1999'daki çekimleri sırasında bir kameramanın kovalamaca sahnesinde bir arabanın çarpması sonucu hayatını kaybetmesiyle ilgiliydi. Paris savcısı tarafından 4 Haziran 2002'de başlatılan soruşturma, film setlerindeki güvenlik önlemlerinin ne kadar kritik olduğunu bir kez daha gündeme getirdi. Bu trajik olay, Besson'un kariyerinde karanlık bir sayfa olarak yerini aldı.
Luc Besson'un çocukluk hayali deniz biyoloğu olmaktı; ancak 17 yaşında geçirdiği bir kaza, bu hayalini gerçekleştirmesine engel oldu. Bu kaza, onun suyla olan ilişkisini kökten değiştirdi ve denizden uzak durmasına neden oldu. Yine de bu durum, onu sinemaya yönlendiren bir dönüm noktası oldu. Besson, suya olan tutkusunu ve hayal kırıklığını, 'The Big Blue' (1988) gibi filmlerinde estetik bir şekilde yansıtarak izleyicilere aktardı.
Luc Besson, sinema kariyerinin yanı sıra çocuk edebiyatına da önemli katkılarda bulundu. 'Arthur ve Minimoylar' da dahil olmak üzere dört 'Arthur' çocuk kitabı yazdı; bu seri, 30'dan fazla ülkede 1 milyondan fazla kopya satarak büyük bir başarı elde etti. Besson, daha sonra bu kitap serisini filmlere uyarlayarak, hem edebi hem de sinematik dünyasını birleştirdi. Bu uyarlamalar, onun çok yönlü bir sanatçı olduğunu ve farklı anlatı biçimlerine hakim olduğunu gösterdi.
Luc Besson, 2000 yılında düzenlenen 53. Cannes Uluslararası Film Festivali'nde 'Resmi Yarışma' bölümünün jüri başkanlığını üstlendi. Bu prestijli görev, onun sinema dünyasındaki saygınlığını ve otoritesini pekiştirdi. Cannes Film Festivali, dünya sinemasının en önemli buluşma noktalarından biri olarak kabul edilir; Besson'un burada jüri başkanı olması, onun uluslararası alandaki itibarının bir göstergesidir.
Luc Besson'un iki filmi, dünyanın en prestijli film festivallerinden biri olan Cannes Uluslararası Film Festivali'nin açılışını yapma onuruna erişti. Bunlardan ilki, 1988 yapımı 'The Big Blue' ve ikincisi ise 1997 yapımı 'The Fifth Element' oldu. Bir yönetmenin iki farklı filmiyle Cannes'ı açması, onun sinema dünyasındaki etkisini ve yapımlarının uluslararası düzeyde ne kadar önemsendiğini gösterir. Bu filmler, Besson'un hem görsel hem de anlatısal anlamda ne kadar iddialı işlere imza attığının kanıtıdır.
Luc Besson, uzun yıllar boyunca 10 film yaptıktan sonra yönetmenliği bırakacağını sık sık dile getirdi. Ancak 'Arthur and the Invisibles' (2006) filmi onuncu yönetmenlik denemesi olduğunda, bu sözünü tutmadı ve kariyerine devam etti. Bu durum, onun sinemaya olan tutkusunun ve anlatma arzusunun ne kadar güçlü olduğunu gösterir. Besson, bu kararıyla birlikte, yönetmenliğin onun için sadece bir iş değil, bir yaşam biçimi olduğunu kanıtladı.
Luc Besson'un özel hayatı, üç farklı kadından beş çocuğu olduğu için oldukça renkli ve hareketli geçmiştir. Bu durum, onun hem kişisel hem de profesyonel yaşamında denge kurma çabasını yansıtır. Besson, çocuklarıyla olan ilişkisini her zaman ön planda tutmuş ve onların yetişmesinde aktif bir rol oynamıştır. Bu geniş aile yapısı, onun hayatına hem zenginlik hem de sorumluluk katmıştır.
Luc Besson, aksiyon sinemasının John Hughes'u olarak anılır; bu benzetme, onun yönetmenlikten çok daha fazla film yazıp yapımcılığını üstlenmesinden kaynaklanır. Hughes, gençlik komedileriyle tanınırken, Besson da aksiyon türünde benzer bir üretkenlik sergilemiştir. Bu unvan, onun sektördeki çok yönlülüğünü ve farklı projelere olan katkısını vurgular. Besson, hem kendi filmlerini hem de başkalarının projelerini destekleyerek, sinema dünyasında önemli bir figür haline gelmiştir.
Luc Besson'un, Fransız televizyonunda yayınlanan ve ünlü isimleri hicveden kukla programı 'Les Guignols de l'info' (1988) içinde kendisine benzeyen bir kuklası bulunur. Ancak bu kukla, programda nadiren kullanılır. Bu durum, Besson'un popüler kültürdeki yerini ve mizahi bir dille ele alınışını gösterir. Kuklanın nadiren kullanılması, belki de Besson'un medyada fazla görünmeyi tercih etmemesiyle ilgilidir.
Luc Besson, eşi Virginie Besson-Silla ile birlikte üç çocuk sahibidir: 1 Ağustos 2001 doğumlu kızı Thalia, Mayıs 2003 doğumlu kızı Satine ve 16 Eylül 2005 doğumlu oğlu Mao. Bu çocuklar, Besson'un aile hayatındaki mutluluğunun bir parçasıdır. Besson, yoğun iş temposuna rağmen ailesine vakit ayırmaya özen gösterir ve çocuklarının yetişmesinde aktif bir rol oynar.
Luc Besson, 2010 yılında düzenlenen 32. Moskova Uluslararası Film Festivali'nde 'Resmi Yarışma' jürisinin başkanlığını yaptı. Bu görev, onun uluslararası sinema camiasındaki itibarını bir kez daha teyit etti. Moskova Film Festivali, dünya sinemasının önemli etkinliklerinden biri olarak kabul edilir; Besson'un burada jüri başkanı olması, onun farklı kültürlerden gelen sinemacılarla olan bağını ve evrensel bir bakış açısına sahip olduğunu gösterir.
Luc Besson'un eski eşi Anne Parillaud'dan 1987 doğumlu Juliette adında bir kızı vardır. Parillaud, Besson'un 'Nikita' (1990) filminde başrol oynamış ve bu filmle uluslararası üne kavuşmuştu. Bu ilişki, hem kişisel hem de profesyonel anlamda Besson'un hayatında önemli bir yer tutar. Juliette, babasının sinema dünyasındaki mirasının bir parçası olarak büyümüştür.
Luc Besson, Fransız yönetmen ve oyuncu Maïwenn ile bir dönem birlikte olmuştur. Bu ilişkiden 1993 yılında Shanna adında bir kızları dünyaya gelmiştir. Maïwenn, daha sonra kendi yönetmenlik kariyerinde önemli başarılara imza atmıştır. Bu birliktelik, Besson'un özel hayatındaki karmaşık ilişkiler ağının bir parçasıdır ve onun sanatsal çevresinin ne kadar geniş olduğunu gösterir.
Luc Besson, video oyunlarına ve süper kahraman türüne olan ilgisizliğini açıkça dile getirmiştir. Bu açıklama, onun sinema anlayışının bu popüler türlerden ne kadar uzak olduğunu gösterir. Besson, daha çok karakter odaklı ve görsel olarak iddialı hikayelere yönelir; bu da onun tür sinemasının kalıplarının dışına çıkma arzusunu yansıtır. Bu tutumu, onun sinemasının özgünlüğünü ve sanatsal duruşunu korumasına yardımcı olmuştur.
Bu sayfadaki bilgiler kaynaklarıyla birlikte derlenir ve düzenli olarak gözden geçirilir. Bir hata gördüysen düzeltme politikamıza göz atabilir, aşağıdaki düğmeyle bize bildirebilirsin.
Hata bildirBu yazıdaki insanlar
Yorumlar
Yorum yazmak için giriş yapın veya üye olun.
Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yaz.
Aynı konu, başka yapımlar
Kamera Arkası →Rastgele keşfet
Tüm yapımlar →
F for FakeFilm · 1973
The Best Years of Our LivesFilm · 1946
The Bird with the Crystal PlumageFilm · 1970
Fear Eats the SoulFilm · 1974
The Bitter Tears of Petra von KantFilm · 1972
Açlık OyunlarıFilm · 2012
Toy StoryFilm · 1995
Top Gun: MaverickFilm · 2022
The Young and the DamnedFilm · 1950